45 Kilo Zayıflama

45 Kilo zayıflama GELİŞEREK DEĞİŞİM! 97 kilodan 52 kiloya,
yani tam 38 yıl geriye dönmek!

365 gün sonra BAHAR D. HK Performans

AMELİYAT BAŞARIYLA GERÇEKLEŞTİ, YARALAR İYİLEŞTİRİLDİ,
REHABİLİTASYON TAMAMLANDI, ŞİMDİ TABURCU OLMA ZAMANI…

 

İlk-Son Kilo ve cm Farkları 44,8 kg 46 cm Bel Basen 30 cm Göğüs 30 cm
Toplam Başarı Oranı (V.A. %’ si) 45.77 40.35 25.64 25.64

 

 

GENEL DEĞERLENDİRME

Hedef Kilo 53 kg Hedef Kiloya Ulaşması İçin 0,8 kg Almalı Gerekiyor.

artık ihtiyaç kalmayan şırıngalar 1

Not: Bu resimde gördüğünüz iğneleri, son 6 aydır hiç ihtiyacım olmadığı ve dr. da tamamen kurtulduğumu söylemesi üzerine hatıra olarak KB’me gönderdim!

Temmuz 2012… Yaşamım için bunları hayal etmemiştim ben. Bulunduğum durumdan nefret ediyordum. Ümitsizlik, çaresizlik, başarısızlık duygularıyla acıyordum kendime ve motosikletime biraz daha gaz veriyordum. Arınmak için… ‘Rüzgâr alsın götürsün’ istiyordum tüm zihnimdekileri, ya da ben gideyim tümden… Yok olayım… Bitsin…

Başım gidonun üzerinde ağlıyordum, şafak sökmek üzere, artık yeniden insana dönüşme vakti. Yine olmamıştı! Dönüş yolunda zihnimdekileri yok edebilmek için bağıra bağıra şarkı söylüyordum. Motorun sesi, rüzgarın sesi, benim sesim ve vızıldayan asfalt… Ne anlatıyordu? Sanki geri dönüş utancının çığlığı… Yıllardır aradığım duvarı bulamamanın hayal kırıklığı ile yine dönüyordum işte. Hayatımı; hangi noktada kaybettiğimi düşünüyordum.

Çocukluğumda taciz, şiddet, yalnızlık… Sonrasında manevi şiddet, farklı şiddetler, aldatılma ve daha fazlası vardı. Zihinsel engelli bir çocuk, her şey vardı. Gözlerimi utançla, korkuyla, kendime duyduğum öfkeyle, suçlulukla sımsıkı kapatıyordum. Yaşamı ıskalamıştım ama ölümüm bana ait olabilirdi.

Zeki bir çocuktum. 4,5 yaşında ilkokula, 16 yaşımda üniversiteye başladım. Okumayı ne zaman ve nasıl öğrendiğimi anımsamadığım gibi, hayatı da ne zaman ve nasıl öğrendiğimi anımsamıyorum. Hep bir yükle büyüdüm. 3 üniversite bitirdim 3000 kitap okudum ama bütün bunlara rağmen hiçbiri yardımcı olamıyordu bana, hayatın içinde öyle bir sıkışmıştım ki; iğne deliği kadar bile bir çıkış bulamıyordum kendime.

‘Sadece bir çıkış, bir yol arıyorum. Tanrım, çok şey mi istiyorum? Neredesin? Duy artık beni. Yaşamım bu kadar zor olmak zorunda mı? Neden benim bu kadar mücadele etmem gerekiyor? Seni arıyorum. Nerdesin?’Gözlerimi açıyordum maalesef halâ yoldaydım.

Saat sabaha karşı 04:25’i gösterdiği sırada motosikletimden inip 97–98 kilolarda 100 sınırına dayanmış ama cüssesiyle ters orantılı olarak ürkek, sinmiş ve hırpalanmış uçamayan bir kuş gibi bir kenarda büzüşmüş ve her ihtimale karşın içgüdüsel olarak tırnaklarını da çıkarmış, çaresizlik, boşluk, hiçlik duygularıyla bilgisayarımın başındaydım.

Aradığım sadece huzurdu ama nedendir bilinmez arama motoruna hızlı zayıflama yazıyordum.

Google ilk sıradan bir siteyi adeta gözüme soktu. Şaşırdım, çünkü artık zayıflama yazınca çıkan sonuçları ve içeriklerini ezberlemiştim. Ama bunu daha önce hiç görmemiştim.

“Nereden çıktın sen şimdi! Niye kafamı karıştırıyorsun?” diyordum, kızıyordum.. Ben onlarca diyetisyen, akapunktur uzmanı, endokrinoloji doktoru, ayurveda, hipnoz, psikiyatrist, Aykut Oğut gibi kişisel gelişimciler, thelifeco detoks, herbalife gibi ürünler, liposuction ve sonunda da mide balonu koydurtarak ve hepsinde de bir öncekinden daha başarısız olarak unumu elemiş, eleğimi de duvara asmıştım çoktan.
“TESADÜFLER; EVRENİN OLMAMIZI PLANLADIĞI KİŞİYE DÖNÜŞMEMİZ İÇİN BİZE SUNDUĞU BİR OLANAK. ONLARA GEREKEN ÖZENİ GÖSTERDİĞİMİZDE İSE BİZLERİ BEKLEYEN MUCİZELERE TANIK OLURUZ.”

29 Ağustos’ta ürkek, hırpalanmış, üşümüş artık uçamayan bir kuş olarak içerideydim. Ama kim biliyordu benim dışımda  bütün bunları? Cevap “hiç kimse”.

Kol kırılır yen içinde kalır. Kan kusarız, kızılcık şerbeti içtik deriz.

O kadar korkmuştum ki; elini uzatanı gagalamaya çalışıyordum. Bu ruh hali ile çok zor 2 ay geçirdim. Düştüm, düştüm, düştüm, kalkamıyordum, sürünüyordum. Olmayacak diyordum, ben yapamayacağım. Herkes nasıl da yol almış, harika… Benden bir şey olmaz…

Yaşamımın bir anlamı kalmamış zaten. Marx ne demişti  “Özne için varoluşu belirleyen, kısıtlayan, sakatlayan iktidarın bedensel ve zihinsel denetiminden tam olarak çıkılabildiği tek eylem kendini yok etme eylemidir”

Benim öznem de kendini yok etmek istiyordu artık. Yok olmak… Hiç yaşamamış gibi… Onca şey benim başıma hiç gelmemiş gibi… Bütün yüklerim küfemde, küfem de hep sırtımda. İçimde dolmak bilmeyen bir boşluk vardı. Ve ben yaşadıklarıma tahammülü ‘o boşluğu doldurmak için daha çoğunu mideye almak şeklinde’ bulmuştum.

Ama yedikçe şişmanlıyor, şişmanladıkça daha çok yemem gerekiyordu, bir türlü dolmuyordu o boşluk. Sanki bir sığınaktı sürekli genişleyen bedenim.

2 ay sonra, Ekim’de benim için milat olan bir HK Performans yönlendirmesiyle patron girdi hayatıma. (KB=patron) Acımasız bir kilobekçisi, gerçekler onun klavyesinden benim ekranıma en sert biçimiyle aralıksız akıp geliyordu. Duvara tosluyordum, sarsılıyordum. Ne yapacağımı bilemez halde çıldırıyordum, ağlıyordum. Her gün sistemi terk etmeye karar veriyor ama akşam olmadan yine sayfama geri dönüyordum. Kızıyordum ama benim için sadece ve sadece benim için olduğunu anlamaya başlamıştım.

Anlıyordum ki; benim kilobekçim yani patron bir ANTAGONİSTTİ.

Antagonist; hayatta düşünerek bulamayacağımız doğruları, elde edemediğimiz tecrübeleri bize gösteren karşıt kişi.

Antagonist acımasızdır. Ama bir o kadar da müttefik ve dosttur. Onun tek bir amacı vardır: senin zafer kazanman!

‘Kendine güvenmediğin zamanlarda, bana güvenme rahatlığı ile yaşa. Her nefesinde yanında olacağım sadece hisset’ diyordu.

Ve böylece 45 kilo verme sürecim başlıyordu…..

bahar

“Beyin mide gibi çalışır; ona bir şey verirsen, onları değerlendirerek meşgul olur. Ama boş bırakırsan kendi kendini öğütmeye başar. Hasta olan düşüncelerin, bedenin değil. Onun için değişmek için buradasın, zayıflamak için değil”  diyordu, anlamıyordum.

‘Senin zayıflama gibi bir sorunun yok, olmayan bir sorun ile savaşıyorsun’ diyordu ama yine anlamıyordum ve maalesef kilolarla mücadeleyi de başaramıyordum.

24 saati de tamamlayamıyordum. Artık benden bıktıklarını düşünmeye başlamıştım. Neden uğraşsınlar ki, ne zorunlulukları var; bırakmak gitmek istiyordum…

‘ACELE KARAR VERME bunu bence sadece sen düşünüyorsun, burada kimse hayalleri olan birinden bıkmaz.’ diyordu ama hayaller bile benim değildi ki, onundu. Bocalıyordum işte, dağılmıştım. Toplayamıyordum kendimi. Ne hedef var, ne de amaç! Sistemde görünen online psikolog butonu takılıyordu aklıma. Beynimi yontar, düzeltir, belki yapar bir şeyler ümidiyle soruyordum,‘Nasıl devreye giriyor bu online psikolog?

‘Şu an devrede’ diyordu ve devam ediyordu,

‘Ben senin her şeyinim.’

Ya kendimize yakışanı yaşamıyorsak ve bunu biliyorsak ama elimizden başka bir şey gelmiyorsa…  Ya da cesaretim yoksa… Nasıl sindirilir ki o zaman bu yaşam? Nasıl değişecek o zaman? Yazıyordum, yolluyordum. Hiç düşünmüyordum. Sayfalarca yazıyordum, sanki benim hayatımın sorumlusu oymuş gibi. O ise ısrarla tek bir şey söylüyordu.

‘DEĞİŞECEKKKKKKKKKK,  BAŞKA ALTERNATİFİ YOK.’

Gülüyordum. Değişmek!!! Bu yaştan, bunca şeyden sonra… Ben değişsem ne olacak ki, bu sadece acı verir, ya dışımdaki koşullar? Onları kim değiştirecek! Dengelerim bozuk, korkularım yakamı bırakmıyor. Kendi ayağımla geldiğim, içine girdiğim sistemde şimdi bu ne? Ne yapıyorum ben böyle?

‘Nefes al ve dünün korkuları bugünün enerjisi olsun.’

Nefes al. Alıyordum zaten, keşke almasam ama alıyordum işte, lanet olsun ki korkağın biriydim ben. Gitmeyi bile başaramıyordum. Oysa ki bu sonsuz evrende insan ömrünün kısa ya da uzun olmasının ne anlamı olabilirdi ki?  40 – 50 ya da 80 yıl ne fark eder?

Şişman olmak zayıf olmak kimin umurunda? Ne olacak, kimin için? Her şey kendimi kandırmaca…

‘Küçücük sorunlar kocaman bir canavara dönüşebilir ve bu böyle olmayacak. Çünkü gelişerek değişiyoruz ve tehlikeler bize vız gelir.

Kendimizi geliştirerek her türlü tehlikeye hazır hale gelebiliriz, tıpkı fırtınada uyuyabilen adam gibi…’

Bu kadar büyük şeylerin altından kalkamayacağımı düşünüyordum yine kaçmak istiyordum, her şeyden kaçtığım gibi sistemden de kaçmak istiyordum. Başarısızlığıma tanıklık etmek istemiyordum.

‘Kimse sana demedi mi? Bu kapıdan içeri girmek senin inisiyatifin ama çıkmak bizim inisiyatifimiz diye. Tüm geleceğini karartacaksın ve ben gidiyorum diyeceksin, ben de gülümseyeceğim… Oldu… ’ ‘artık yeter kendinden ve her şeyden kaçtığın, uyan ve hayallerin için çalış…’

Süreç tüm şiddetiyle devam ederken, ben de savaşa devam ediyordum. Ama patron bıkmadan, usanmadan, büyük fedakarlıklarla mücadeleye devam ediyordu. Bıkmıyordu! Gitmiyordu! Hayatımda hiç kimse benim için böylesine bir emek harcamamıştı.

Bir gün anladım ki ancak bu savaşta yenilirsem, patron kalelerimi yıkarsa kendimi fethedebilirdim. Kaybettiğimde kazanabilirdim.
‘Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi… Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu.

Sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.’

Ve bu koşulsuz güvenle gelen teslimiyet hayatımın değişmeye başladığı an…..

Teslimiyet; çok bilmekten, daima haklı olmaktan vazgeçmekti.

Direnmekten, mazeretlerden, geçmişten vazgeçmekti. Kontrol etmekten, suçlamaktan, şikayetten vazgeçmekti. Düşünmekten, sorgulamaktan vazgeçmekti. Kendin olmak için, kendinden, yarattığın illüzyondan vazgeçmekti.
İşte bu yola çıktığımın üzerinden tam 426 gün geçmiş. Yeni bir doğum ve palazlanma için geçen zaman… Hayatım boyunca edindiğim dostluklardan da öte dostların arasında buldum kendimi. Bazen ‘rüya mı, gerçek mi’ diye düşündüğüm bile oldu. Bu sürede o kadar çok şey öğrendim ki. Ama daha bebek olduğumu, yeni doğduğumu, yürüyebilmek, konuşabilmek ve koşmak için de aynı şekilde çaba sarf etmem gerektiğini de çok iyi biliyorum. Belki de kilo bekçimin dediği gibi bunlar ısınmaydı, piste çıkma zamanı daha yeni başlamakta…

Kelimeler çoğu zaman yetersiz bu duyguları anlatmaya ama yine de deneyeceğim.

Öncelikle şunu söyleyeyim ki; bunları anlamam kolay olmadı, kelime olarak anlamlarını bilsem de, yaşamsal olarak hiç bir şey bilmiyordum. 426 gün boyunca her gün ama her gün bunları anlatabilmek için uğraşan bir sistemdir kilobekçiliği.

Ben bu yolculukta battaniyemin altından çıkıp yeniden BEN DE VARIM diyebildim.

Battaniyemin altından çıktım ama uzun bir süre salonda katlı olarak bekledi, korktum! Geriye döner miyim diye… Sonra onu da attım…

B.D.
ALINTI: Bu başarı hikayesi VÜCUDUN ŞİFRESİ adresinden alıntıdır. Hikayenin devamını okumak için lütfen linke tıklayınız:  http://www.vucudunsifresi.com/tr-tr/yorumlar.asp?RecID=653&TabID=0

AÇIKLAMA:

Sağlıklı, hızlı ve kalıcı zayıflamak için en güvenilir yol HK Performans’tan geçiyor. GELİŞEREK DEĞİŞİM ve algı alışkanlık değişimi, güçlü motivasyon ve takip kontrol sistemleri gibi ayrılacaklarla diğer zayıflama yöntemleriyle kıyaslayamayacağız sistemlerimizle sizi buluşturuyoruz.

Unutmayın!

HK Performans Sizi Zayıflatır!

HK Performans | www.vucudunsifresi.com | www.hk.com.tr

Etiket: zayıflama kampı, hızlı zayıflama, hızlı kilo verme, sağlıklı zayıflama, sağlıklı kilo verme, kalıcı zayıflama yöntemi, mide kelepçesi, mide balonu, en hızlı zayıflama yöntemi, hızlı zayıflama başarıları, obezite, zayıflama kampı fiyatları, kilo bekçisi, halil kargulu, online zayıflama

 

Reklamlar
Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

  • HK PERFORMANS ZAYIFLAMA KAMPI

  • KALICI ZAYIFLAMA HAKKINDA BİLGİ ALIN!

  • ZAYIFLAMA KAMPINDA KALICI ZAYIFLAMA

  • Zayıflama Kampı

    HK Performans!

  • Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: